Bir Kuaförün Web Analytics’i
Bugun kuaförüm benden cep numaramı istedi (Salon telefonundan aradığım için numaram onda yoktu).
Neden diye sordum. Zamanı gelince sana mesaj atacağım. Unutuyorsun ve gelmiyorsun. Mesaj attıklarım fırsat bulup daha sık geliyor dedi.
Bir de baktım Retargeting!! Bunda cevher var dedim.
Başladım sorulara:
Aylık kaç kişi kuaföre geliyor?
3.000 ziyaret (visit) var.
Peki ne kadar farklı insan (unique visitor) geliyor?
1.800 civarında.
Erkek vs. Kadın?
1’e 4 oranında.
Kaçı daimi (returning ya da loyal visitor) ?
%50’si. Erkeklerde %80.
Erkek vs. kadın ortalama visit sayıları?
Erkeklerde 1,5 kadınlarda 4.
Peki aylık loyal’lardan kaçı gelmemeye başlıyor (drop ediyor) ve new visitorlardan kaçı loyal hale geliyor?
Drop edenlerle loyal’e dönenler aynı ve aylık ortalama loyallar 900.
Peki nerde büyüme hedefi?
Ne gibi?
Loyal drop’ları minimuma çekip kaçırdığın loyallardan daha fazla new visitorları loyal yapmalısın. Yapamıyorsan araştır, sebebini bul. Yoksa sadece defans ile ilerleyemezsin.
Aslında biz İstanbul’daki en fazla ziyaret alan salonlardanız.
Peki nerde bunun benchmark’ı, başka arkadaşlarına sorsana, data ile konuş.
Haklısın, dedi.
Tanıdık değil mi?
En basit Web Analytics yaklaşımı (TR'de en çok bilineni Google Analytics)
I love my job.
Fan Sayfalarını Beğenenlerin Profili: Her Like, Like mıdır?

Sosyal medyanın birçok markanın gündemini meşgul ettiği aşikar. Girilsin mi, girilmesin mi, söylenenlere yanıt verilsin mi, verilmesin mi, sosyal CRM nedir; nasıl uygulanır ve benzeri dinamiklerden oluşan uzun bir liste akıllarda sürekli soru işaretleri bırakıyor. Bu soru işaretleri markanın nasıl algılandığından, markanın hedeflerine kadar birçok etkenin göz önüne alınması ile her markanın kendi yapısına göre karar verilerek kaldırılıyor.
Sosyal medyada gerçekleştirilecek kampanyalar/çalışmalar için organizasyonlar düzenleniyor, hediyeli yarışmalar yapılıyor, online oyunlar oynatılıyor vs. Günün sonunda doğal olarak ne kadar insan interaksiyonu gerçekleştirilmiş buna bakılıyor. Ama interaksiyonun yanında sosyal profillerdeki hayran/takipçi sayısı en büyük yarışlardan birisi olmuş gibi gözüküyor. Düzenlenen Facebook hayran sayfalarında, ilk etapta her hangi birşey vermeden veya söylemeden sayfayı beğenmeye yönlendiren veya sayfanın beğenilmesini zorunlu gibi gösteren bir dil kullanılması, hatta kimi zaman da aktiviteye katılmak için sayfanın beğenilmesinin zorunlu olduğu bir yapı kullanılması da aslında bu yüzden.
Display reklamcılığın belki ata sözlerinden biri sayılabilecek “Her click, click midir?” sorusunu sosyal medyada “Her like, like mıdır?” şeklinde uyarlayabiliriz diye düşünüyorum. Bedava hediyeler verilerek takip ettirilen sayfaların olduğu, kullanıcıları mecra gibi kullanmak adına onlara retweet’ler yaptırılan ve bunlara benzer mekanizmalarla kurulmuş sosyal medya kampanyalarının ya da sosyal medya iletişimlerinin çok başarılı olacağını düşünmüyorum. Ama evet, ileriye yatırım yapmayı düşünmeyen yapıda günü kurtarıyor.
Markamızın hayran sayfasında kaç kişinin olduğundan daha önemlisi orda kimlerin olduğudur. Display medya planında bunu yapmıyor muyuz? Nerde ne kadar kişi var ama bunlar KİMDİR? Uzun vadede benim hayran sayfamda neden kalmak istesinler ya da ben niye onları isteyeyim, onlarla nasıl bir iletişim kurgulayacağım gibi sorular sorulmalıdır diye düşünüyorum. Bu şekilde, kendi içinde tutarlı bir iletişimi sadık ve doğru kişilerden oluşmuş bir kitle için yürütmüş olabiliriz.
Ajanslar vizyoner yapıda olup markalarına bu tarz kampanyalarla gitmemeli ve hatta mümkünse markalarına sahip çıkmalıdır diye düşünüyorum. Böylelikle doğru pazarlamanın gerçekleşmesine katkıda bulunulur.
Mobil Cihazla “Arıyoruz”
Comscore’un yakın zamanda açıkladığı dataya göre, farklı kültürlere sahip insanların mobil cihazlarını kullanma sıklıkları ve bu cihazlardaki aktiviteleri çok farklılık göstermekte. Avrupalı kullanıcıların yüzde 83’ü mobil cihazları mesaj göndermek için kullanırken, Japon kullanıcıların yüzde 55'i ise webi browse etmekte en önde gidiyor.
Google ise mobil arama reklamcılığı konusunda, kullanıcıların neler arattığını göz önüne alarak gelişmelere devam etmekte. Videoda bu modelleri kısaca tanıyabiliriz.
-Click to Call
-Click to Download
-Hyperlocal Distance Info gibi modeller bulunmakta.
Video’da da belirttiği gibi aramaların 3’te 1’i adres sormaya dayalı arama olması da, biz insanların ne kadar yolu tam araştırmadan/öğrenmeden evden çıktığımızı gösteriyor sanki.
Bu makale ayrıca OMDDigitalBlog'da da yayınlanmıştır.
This article also has been published on OMDDigitalBlog.
Kişisel Web Zamanı
Herkes yeni bir güne yeni bir web’e uyanıyor. Monitorler açılıyor haber sayfaları, e-mailler, sosyal profiller, sektör takip sayfaları gözden geçirliyor. Bu sıra ya da içerik biraz değişebilir ama ortalama bir insanın yaptığı buna çok benzer. Fakat bu browse edilen yerlerin bize özel olduğunu düşünebileceğimiz kısmı ise e-mailler, sosyal profiller ve onların bize “feed” ettikleri. Haber, hobby, sinema sitesine girdiğimizde hepimiz aynı içerikle karşılaşıyoruz - şimdilik. Ama bu facebook tarafından diğer web sitelerine sağlanan “instant personalization” ile değişmeye başladı bile. Kısaca bu yenilik web sitelerine bizim kim olduğumuzu söyleyen bir teknoloji. Beraberinde, web siteleri bizim profilimizde public olarak sunduğumuz bilgilerimiz ile bize özel içerik sunmaya başlıyor. Örneklemek gerekirse, profilinizde siz Breaking Bad tv dizisini beğenilerinizin altına eklediyseniz ve eğer girmek üzere olduğunuz bir web sitesi, bir araştırmaya dayanarak Breaking Bad tv dizisinden hoşlanan birisi Snatch filminden de hoşlanıyor sonucuna vardıysa, size Snatch filminin DVD’sini satmak isteyebilir. Evet, tam olarak behavioral targeting’in en güzel örneklerinden biri.
Bu teknolojiye/facebook ile bu şekilde bir bağlantıya sahip olan web sitesi sayısı şimdilik kısıtlı: Yelp.com, Docs.com ve Pandora.com, bu sitelere girdiğinizde size isminizle hitap edildiğini görüyorsunuz “Hi Arif!”.
Duyuru yeni değil (Geçen Nisan’daki f8 Conference’ta ilk kez paylaşıldı) ama bu aralar başlatılan bir karşıt yaklaşım ile çok fazla insanın kulağına gitmeye başladı. Aslında panik yapacak birşey yok. Sizin engellemediğiniz ve arkadaşınız olmayan herhangi birisi sizin public profilinizdeki hangi datayı görüyorsa, bu web siteleri de bu datayı görüyor. Default olarak enable gelen bu seçenek çok rahat bir şekilde kapatılabiliyor:
Account >Privacy Settings > Apps and Websites >Instant Personalization > Edit Settings, and un-check "Enable"
Daha fazla bilgi için: http://www.facebook.com/instantpersonalization/
Bu makale ayrıca OMDDigitalBlog'da da yayınlanmıştır.
This article also has been published on OMDDigitalBlog.
Arama Motoru Reklamcılığında Rekabet Artıyor
Arama motoru reklamcılığı kimi sektörler için kaçınılmaz gibi görülürken az da olsa bazı sektörler için çok gerekli olmadığı düşünülüyor. Özellikle satın alma / karşılaştırma yapacağı zaman kullanıcılar, ürün ya da ürünün özellikleri hakkında detaylı bilgi almak için arama üstüne arama gerçekleştiriyor. Arama hacmi arttıkça, reklam veren kullanıcıların buralara olan ilgisini göz önüne alarak Google gibi arama motorlarını reklam mecrası olarak kullanmayı uygun görüyor. Hatta reklam veren yatırımlarını arama motorundaki hacim artışından daha fazla yapabiliyor. Bunun sonucunda, Google Adwords’de tekliflendirme / açık arttırma (bidding/auction) üzerinden reklam verildiğinden ve arzın talebi karşılamamasından dolayı reklam tıklama başı ortalama maliyet (av. CPC) yukarı yönde hareket ediyor . Artışların bir diğer sebebi tabiki “yarı-kapalı” gibi düşünülebilecek tekliflendirme sistemi. Rakip firmanın tam olarak ne kadar teklif verdiğini göremeyen reklam veren, Google tarafından verilen yaklaşık CPC’yi göz önüne alıyor. Arama sonuçlarında rakiplerinin üstüne çıkma çabası ile de teklifini arttırmaya devam ediyor.
Efficient Frontier’in açıkladığı son dataya göre 2010 Aralık ayında, Birleşik Devletler’deki bazı sektörlerde gerçekleşen av. CPC’lerde 2009 Aralık ayına göre ciddi bir artış yakalanmış.
Mevsimsel değişikliklerden kaynaklanmış olabileceği düşünülen, bir önceki aya göre av. CPC düşüşleri, Finans ve Turizm sektörlerinde yine Aralık 2010'da 2009'un aynı ayına göre artış yakalamış.
Kullanıcılar daha fazla bilgi için arama hacimlerini arttırdıkça ve reklam verenler Google gibi arama motorlarını ciddi bir şekilde kendilerine mecra olarak gördükçe bu CPC’ler daha da artacağa benziyor.
Bu makale ayrıca OMDDigitalBlog'da da yayınlanmıştır.
This article also has been published on OMDDigitalBlog.
İnternet Reklam Paylarında Google Problemi
İnternetin bizlere sağladığı en büyük olanaklardan biri araştırma yapabilmek olduğu çok aşikardır. Araştırmaları yapmamızı da sağlayan en büyük araç bize sayısız web sitesi sunan arama motorlarıdır. Bu araştrıma süreçlerinde ne tarz sitelerle karşılaşıyoruz dikkat ettiniz mi? Türkçe olarak birşeyler aradığımızda sürekli “copy/paste” mahsülü web siteleriyle karşılaşmaktayız. Birçok web sitesi, bir yerden bulduğu metni kopyalamış ve kendince “web sitesi” yaratmış. O metinleri kopyalayıp Google’a tırnak içinde sorunca kimlerin o metni kopyaladığını görebiliyoruz (Çok doğal olan alıntı yapmaktan bahsetmiyorum).
Bahsettiğim bu “copy/paste”mahsülü ya da junk web siteler gelir elde edemezler ise pek ayakta kalamayacaklardır. Medya ajanslarının görev tanımında, bunları doğru bir şekilde süzmek de vardır. Yani yapılan yatırıma danışmanlık edilmektedir. Fakat bu web sitelerine, genelde Google Adwords üzerinden amatörce tasarlanmış kampanyalar ile Google Display Network'e yatırım yapılmaktadır. Web sitesi sahipleri ise Google Adsense ile web sitelerine menü gibi, içerik gibi görünün reklamlar yerleştirerek kullanıcıya tıklatıyorlar. Tıklama karşılığında kazandıkları bu gelir ile de yayın hayatına devam ederek internet mecrasını kirletmekteler.
Marka yöneticileri veya müşteri temsilcileri interneti mecra olarak değerlendirirken bu durumu çok açık birşekilde göz önünde bulundurup ön yargılı olabilir. Zaten bence bu yüzden hala reklam yatırımlarının sadece yüzde 6,59 kadarı internete yapılmaktadır (Reklamcılar Derneği, 2010 Yılı İlk Dönem). Aslında başarılı ve mecrayı iyi tanıyan bir medya ile çalışan markalar bu konuda gönüllerini ferah tutmalı.

İnternete yapılan reklam yatırımların artmasında, markalarının internete daha çok yaklaşması, onu tanıması, web sitelerinden kampanyalarına kadar birçok dinamiği tasarlarkan, bu mecrayı da doğru bir şekilde sürece dahil etmesinin yanında, mecranın içindeki bu dezavantajı giderebilmesi de büyük rol oynayacaktır. Google kendisi, sunduğu bu reklam alanlarındaki yetersiz kontrolünü geliştirirse ve Google Adwords kampanyaları daha özenli yapılırsa bu junk web siteler zamanla elenecek ve reklamverenleri internete yatırım yapmaları için ikna kabiliyetimiz artacaktır. Böylelikle, İngiltere gibi ülkelerin yüzde 20’lerde olan internete yapılan reklam yatırım paylarına biz de sahip olabiliriz.
Bu makale ayrıca OMDDigitalBlog'da da yayınlanmıştır.
This article also has been published on OMDDigitalBlog.
İnternet Paralı mı Oluyor?
Bazı websiteleri ve özellikle bazı haber siteleri kendi ürettikleri içerikleri ücret karşılığında kullanıcılarına sunmaya başladı ya da sunmayı planlamakta. Medya patronlarına, bunu neden yaptıkları sorulunca “temiz” ve özellike reklamsız bir içerik sunmak istediklerini belirtiyorlar. Bu durumda da gelirlerinin tamamına yakınına denk eden reklam gelirlerinin yerine kullanıcılarından sağladıkları fee’lerle gelir-gider dengesini sağlamayı düşünüyorlar. Ama bunu düşünürken, özellikle “temizlik” kaygısından bahsederken ilk olarak yayınlanan reklam modelleri göz önünde bulundurulmalıdır diye düşünüyorum. Websitesini kullanılmaz hale getirerek, reklamı yapılan markaya karşı kullancılarda anti-pati oluşturan reklam modellerinden vazgeçilmelidir.
Bunun yanında acaba kullanıcı ne düşünüyor?
Nielsen’in yapmış olduğu bir araştırmada kullanıcılara yöneltilen, “İçeriğin maliyetinden kurtulmak adına daha fazla reklamı kabul eder misiniz?” sorusuna yüzde 45’in üstünde evet yanıtı alınmış.

Yüzde 45’lerde çıkmasına rağmen bu oranın daha fazla olmamasının sebebi bence sorudaki “daha fazla” ibaresidir. Aksi takdirde bu oranın daha üst seviyelerde olabileceğini düşünebiliriz.
Daha dikkatli, “temiz” ve kullanıcıyı rahatsız etmeyen reklam modelleri ile çalışılmasının hem kullanıcıları hem de içerik üreticisinin kendisini uzun vadede memnun edeceğine inanıyorum.
Bu makale ayrıca OMDDigitalBlog, Mediacat ve Digitalage'te de yayınlanmıştır.
This article also has been published on OMDDigitalBlog, Mediacat and Digitalage.
Web 2.0 Bilgi “Deposu”
Web 2.0, evet yararlı birşey. Sağladığı iletişimden, fikirlerin yayılmasına, dijital demokrasiyi gerçekleştirmesine kadar sayısız yararından dolayı sonuna kadar da arkasındayım. Peki Web 2.0’ın dezavantajları yok mu? Ben biraz bunu araştırmak istedim.
Web 2.0’ın dezavantajlarını Türkiye’den ya da Türkçe sayfalarda aramaya çalıştığımda, çıkan sonuçların büyük çoğunluğunda, websitesi geliştiriciler için teknik detayların verilmiş olduğunu gördüm. Siteler, genelde web 2.0 sisteminde site oluştururken teknik olarak nelere dikkat edilmeli, nerelerde sorunlar çıkmakta gibi yanıtlar içermekte. Aynı şeyi ingilizce olarak aradığımda ise genelde web 2.0’ın internetin üzerindeki etkisi için araştırmalar, çalışmalar yapılmış olduğunu gördüm ki ben bunu arıyordum.
Neyi, neden araştırdığımı detaylı bir şekilde anlatmadan önce, bu farkın ne ifade ettiği hakkındaki düşüncemi belirtmek istiyorum. Bence bu fark bizim web2.0 kavramının daha ne kadarını özümsediğimizin, ne kadar üstünde durduğumuzu gösteriyoruz. Gelişmiş ülkelerde web 2.0’ın yararı, zararı, neyi getirip neyi götürüldüğü tartışılıken, biz hala web2.0 sisteminde siteler nasıl inşa edilir onu tartışıyoruz, daha biz oradayız. Şimdilerde ise heryerde haberleri okuyup web3.0’dan sonra web4.0 konuşan “guru”larla karşılaşmak mümkün.
Web 2.0 hakkında asıl aradığım konu ile alakalı sonuçların bazılarında, benim düşünceme paralel görüşler buldum. Telif hakkının tehlikede olması, internetin olmadığı yerde bilgiye ulaşılamaması gibi sıradan dezavantajların dışında, Web 2.0’ın en önemli zararlarının ya da dezavantajlarının en başında gelen çöp bilgi-bilgilendirme diyebilirim. Birşey arıyorsunuz hangi konuda olursa olsun birçok siteyi ziyaret ediyorsunuz. Birçok fikirle karşılaşıyorsunuz. Bazıları çok mantıklı gelirken bazıları ise hiç bizim fikrimizle uyuşmuyor. Ama hangisi doğru? Buna kimse karar vermiyor bizden başka. En iyi ihtimalle yazara bakıyorsunuz; daha önceki postlarına bakarak, başkalarının ona verdiği oylarla onun bilgisinin doğruluğuna inanıyorsunuz ya da inanmak istiyorsunuz. Çok da tehlikeli, zaten biz, bir insanı çoğunluk kabullendiyse biz de kabul ediveriyoruz. Eskiden yapı ne güzeldi diyesi geliyor insanın, belli bir merci var ve o ne derse doğrudur, için rahat; zaten kurallar yasalar kanunlar ona göre yazılmıştır. Yeryüzünde yanlış yapma şansın yoktu.
Medya Planma Satınalma Uzman’ı olarak çalıştığım şu günlerde planlama yaparkan Web 2.0’ın yararını da gördüm diyebilirim. Bir siteye yayın için karar vermeye çalıştığımda, sitenin klasik kriterlerinin yanında, sitede yazılmış kullanıcı yorumlarını okumak hem eğlenceli hem de kullanıcıların profilini biraz olsun anlamak için yararlı olmakta.















